Yıl’95, #4

Yıl’95 Stefanim (bkz: Yıl95 #1) ile tanışmamdan bir gün sonrası. Bizi bu gurbet okuluna getiren hocamız hepimizi meydanda toplamış öğütler veriyor. Herkesin yabancı bir arkadaşı olacak sözünden sonra ben, masum ve pis bir gülüş atıp dün akşam geçirdiğim o olağanüstü tanışma faslını aklıma getirip “ben o işi hallettim” diyorum. Daha sonra beni İngiltere’nin muhtelif yerlilerine defalarca rezil edecek yakın arkadaşıma dönüp yine “ben o işi hallettim adı Stefani” diyorum. Sanki bunu gurur meselesi yapmışım. İçim pır pır ediyor, Stefani’yi görmenin yollarını düşünmeye koyuluyorum.
Günlük dersimizden sonra bize çeşitli aktivitelere katılabileceğimizi bunlardan bir tanesinin de açık havuz olduğunu söylüyorlar. Evet havuzu severim, teeeeee küçükken Pamukkale’de zürafalı sarı t-shirt ve şort setimle kendimi büyük havuzuna atarmışım yüzme bilmeden. Hazırlanmak için yurda dönüyorum, üzerimden büyülü buz mavisi kotumu çıkarıyorum. Sanki zırhım çıkmış, başıma bir şey gelecekmiş gibi endişe içerisindeyim ve çantamı talan etmeme rağmen mayoya rastlayamıyorum. Seçeneklerim:
- Buz mavisi kotum
- Kısa, ince ve bol çizgili bol renkli kumaş şort
- Dizimin altına inen koyu bir şort
- Lacivert eşortman
- Gri pamuklu pijama
Seçimim fermuarı altın rengi ve kapanması zor olan çizgili şorttan yana oluyor. Umursamamaya çalışarak şortum, Çınarcık’ta kullandığım deniz terliğim ve deniz havlumla yola koyuluyorum. Yanımda aynı zamanda yeni boksa başlayan o yakın arkadaşım var. Havuza giderken yolda ufak bir göl ve kazlara rastlıyoruz. Arkadaşım kazları kovalıyor, bu yetmezmiş gibi bir ağaç bulup ağacı yumruklamaya başlıyor. Anlam veremiyorum… Kafamı çevirdiğimde 2 yetişkin bize doğru bağırarak yaklaşırken oradan kaçıyoruz.
Havuzdayız. Şuan bile denize girmeden önce güneşlenen insanların yanında t-shirtü çıkarıp suya girmeye çalışmak beni gerer. T-shirtü çıkarıyorum. Kortizon tedavisiyle olgunlaşan göğüslerim ve hafif göbeğimle işte İtalyan, Fransız ortaklığındaki kızların karşısındayım. Renkli çizgili mayom ilgi görüyor, gözler üzerimde, fermuarım, yarı açık İngiltere semalarında parıldıyor. Gözlerim bu muhteşem anın coşkusuyla Stefanimi arıyor ama hüsran, orada yok. Onu göremedim. Belkide böylesi daha iyi.
Havuza, o uzun beyaz atlama tahtasına yaklaşıyorum. Tedirginim ama kendi iç dünyamda daha ne kadar rezil olabilirim ki diyerek, bir zıpla, iki zıpla atlıyorum… … … … Biyerim pişti mi? hayır… Mayom yerinde mi? evet… Mutluluk… Su yüzüne çıktığımda gülüşmeler yok. Cesaretim yerinde, fermuar biraz açılmış ama sorun değil, mayo ıslandığından bir acayip duruyor çüküm belli oluyor, renkler koyulaştı böyle daha iyi diyip 2. kez deniyorum bu sefer benden önce parande atanlara gıpta ediyorum kolay geliyor. Arkamı dönüyorum, tahtanın ucundayım, ayaklarım ıslak, yapacağım tek şey kendimi geriye doğru atmak, bir zıpla, iki zıpla… Ayağım kayıyor, o sırada kendimi geriye doğru atmak isterken acayip bir görüntü ortaya çıkıyor. Çarşaf gibi seriliyorum suya. Acaba dün gece bana gülen yabancılar burada mı diye merak ediyorum. Boksör arkadaşım da gülüyor haliyle. Yurda geri dönüyorum.
Ertesi gün okulun meydanında turlarken Stefanimi görüyorum, yapabildiğim ve yaptığı tek şey birbirimize defalarca gülümseyerek el sallamak. Seviniyorum umutlanıyorum. Nasıl etsemde konuşabilsem… Aynı gün gezimiz var, hediye alacağım kişileri sıraladım, annem, ananem ve Stefanim. Stefanime altın kaplama, kalpli küçük bir kolye alıyorum. Planım üzerimde buz mavisi kotum, kösele siyah ayakkabım ve özene bezene aldığım yeni kocaman beyaz kaplan baskılı siyah t-shirtümle yanına gidip bak sana ne aldım bu da numaram diyip gülümseyip muhabbeti akışına bırakmak. Okula dönüş yolundayız, elimde fotoğraf makinem heyecanlıyım heyecandan film kapağını açıyorum bunu gören üst sınıflardan salak damgası yiyorum önemli değil bir kaç saat sonra kazanan ben olacağım diye düşünmekteyim..
…
Olmuyor, yanına gidemiyorum bir türlü, aradan 1-2 gün geçiyor, cesaretim kırılıyor, kimseye açılamıyorum. Kendi bunalımımla o kazları kovaladığımız ufak gölün kenarına gidip toprağı kazıyorum ve aldığım kolyeyi Stefanime vermeden gömüyorum. Bir de işaret bırakıyorum beyaz bir taş…
Yıl 2006, Kaş. Yakın bir arkadaşımla(boksör değil) askerden önce tatildeyim. Kekova gezisine çıkıyoruz. Bize arkadaşlık eden, daha çok yabancıların olduğu başka bir gezi teknesi var. Anlamsızca el sallaşıyoruz o yabancılarla aralarında kızlarda var. Kaptanlar denize girmemiz için motorları durduruyor. Teknenin 2. katındayım. 2. atlaşıyım. Ayaklarım ıslak. Bu sefer akıllıyım parande atmayacağım. 20dk sonra arkadaşımın çektiği videodan kendimi izliyorum. Ayağım kayıyor. Yüzüstü döne döne düşüyorum trabzanlarla kafam arasında 5-10cm var. Çarşaf gibi seriliyorum denize. Göğsüm bacaklarım acımış ve hala karşı tekneye yabancı kızlara bakıyorum, en azından Stefanim yine yok.


